İşte Yeni Türkiye Fotoğrafı
Bir buçuk yıl gibi uzun sayılmayacak bir aradan sonra gerçekleştirdiğim on günlük Türkiye ziyaretindeki gözlemlerim, geleceğe dönük umutlarımı arttırdı.
Özellikle ortalığa saçılan darbe planları ve Ergenekon sürecini sulandırma girişimleri başta olmak üzere, toplumdaki kutuplaşmayı keskinleştirme çabalarının artık prim yapmadığını gözlemlemiş oldum ki, umudumu arttıran da bu aslında.
Bunda, halkın gelişmelere ve olaylara daha bilinçli yaklaşmasının, manüpilasyonlara papuç bırakmamasının, hemen her gelişmeyi sorgulamasının da etkisi var.
Son dönemde ortaya çıkarılan darbe planlarının, Türk Silahlı Kuvvetleri gibi halkın gözbebeği sayılan kurumların da “yeniden düzenlenmesi” gerektiğini artık geniş kitlelelere benimsettiği de bir gerçektir ki, belirtmeden geçemeyeceğim.
Miadını doldurmuş olmalarına rağmen hala kenara çekilmeyi bilmeyen politikacıların aksi yöndeki çabalarının suyu tersine akıtmaya yetmediği bir Türkiye var artık…
Tartışan ve sorgulayan bir Türkiye fotoğrafıdır bu.
Seçkinlerin istediklerinin olmadığı, “bürokrasi iktidarı”nın son demlerini yaşadığı bir ülke fotoğrafı...
Bu fotoğrafta, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin duvarlarındaki, Atatürk’ün ünlü, “Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” sözünü hayata geçirme sürecinde bir hayli yol almış bir ülkenin kareleri var.
Bunlara ilave olarak benim de bu fotoğrafa ekleyeceklerim olacak…
Öncelikle etnisite ve inanç ayrımları ile halkı geçmişte olduğu gibi kamplaştırma amacı taşıyan “toplum projeleri”nin iflas ettiğini gördüm.
Bakmayın siz, istikrarlı iktidar ve liderlere –geçmişte olduğu gibi bugün de- yöneltilen “Sivil Dikta” suçlamalarına… Kaostan medet uman zihniyetin son çırpınışıdır bu.
Darbe tehdidi ile silah korkusuyla geri alınamayan “mevzilere” (deyim bazı kesimlere aittir)
-medyanın bir bölümünü de kullanarak- “Sivil Dikta” sopasıyla ulaşmak isteyenlerin çaresizliği bir anlamda da.
Vatan millet edebiyatı ve hamasi nutukların bir türlü sandığa yansımadığı, “Laiklik” ve “Atatürkçülük” değerlerinin tüm istismar çabalarına rağmen başarılı olunamadığı bir ülke artık Türkiye.
Şapkaları düşünce ortaya çıkan kelini saklayamaz hale gelen politikacılar ise hırçınlaştıkça eski sloganlardan medet umuyorlar. Hem de yarım yüz yıl önceye ait eskimiş suçlamalara sarılarak.
“Laiklik elden gidiyor”, “Cumhuriyet’in altı oyuluyor” korkutmaları prim yapmayınca, “Sivil Dikta” gibi ucube kavramlarla halkı etkileyeceklerini sanan çaresizler çıkıyor bu kez.
Halk, Cumhuriyet gibi ortak değerlerin hiç bir kurum ya da görüşün savunmasına ihtiyacı olmadığını çoktan anladı ama sözkonusu güruh 80’lerin Türkiye’sinin şablonlarına sarılmayı sürdürdü.
Oysa 2010 Türkiye’sinde halk ekonomik sorunlara rağmen hukuk dışı oluşumlardan uzak duruyor.
Darbeciliği tescillenmiş generallerin toplum nezdinde “en güvenilir” olmadıklarını farkediyor, tepki gösteriyor.
Darbeciliğe karşı duruş ile Türk Silahlı Kuvvetleri’ne saygı çizgisini ayırt edebilecek bir tutum sergiliyor.
Öyle ki, “en güvenilir kurum” övgüsünü arkasına alan darbe meraklısı generallerin “savaş oyunları”na dizi film senaryosu gözüyle bakıyor.
Yani halk bilinçlenmiş, halk ne yaptığını biliyor…
Ne şarlatan politikacıları ciddiye alıyor, ne de “Sabrımızı taşırmayın” naralarıyla masaya yumruk vuran generalleri.
Türkiye değişiyor, halk değişiyor, değişmeyen sırça köşk rehavetinden sıyrılamayan altın kafes bülbülleri sadece.
Onlar hala kendilerini iktidarda sanıyorlar.
Onlar hala birkaç bomba patlatıp manipülasyon yapabileceklerine inanıyorlar
Onlar hala gazete manşetleriyle hükümet yıkıp, bakan değiştirebileceklerini umuyorlar.
Gözlemlerim eksik ya da yeterli olmayabilir ama gördüğüm Türkiye, ne 80’lerin kaos ülkesi ne de 90’ların yarı askeri dikta rejiminin Türkiye’si değil artık.
Bunun dünya farkında, Türk halkı farkında, herkes farkında.
Zamanın gerisinde kalmış, hala kendini darı ambarında sanan bir kesim hariç.
Onlara iyi uykular dilemek kalıyor geriye.
