Faciaların Sorumlusu Kimdir?
Pazar sabahları BBC 1 de bir panel düzenlenir ve güncel konular tartışılır. Geçen Pazar sabahı da böyle bir oturumda Haiti’de meydana gelen depremler ve neticesinde hayatını kaybeden yüz binler ve sağ kalanların çektiği acılar dolayısıyla Tanrı’nın varlığı ile yokluğu üzerine fikirler atıldı ortaya. Kimi inançlılar ‘Bizi felaketler karşısında yardımlaşma ölçümüzü almak için Tanrı’nın bu gibi felaketleri yarattığını...’ kimisi de ‘Eğer öyle ise Tanrı’nın din kitaplarında belirtilen doğrularla bağdaşmadığı için mevcut olamayacağını...’ ileri sürdü.
Jeolojik (Yer yuvarlağımızın fiziksel bilimi) bilgileri inceleyen ilim artık küremizin ortaya koyduğu olayların çok sebebini açıklar duruma gelmiştir. Yer altında biriken büyük enerjinin patlaması ile sarsıntıların meydana geldiği, bu patlamanın büyüklüğü paralelinde yer altı faylarının değişikliğe uğradığı, üst tabakalarda da tabii veya suni yapılanmaya sismik büyüklük paralelinde zararlar verdiği bilinmektedir. Bu gibi olayları ve ortaya çıkan afetleri Tanrı’nın varlığı ile yokluğu tartışmasına delil saymak ilerleyen ilmi realitelere sırt çevirmektir.
Din alimleri ile dindar geçinenlerin yorumları çok kez mantık dışı kalmaktadır. Hele din ilmini hiç bilmeyen kişilerin yanlış yorumlarının inanca şüphe düşürdüğünü bilmeyen yoktur. Bana göre dini mevhumlar mantıkla bağdaşmadıkça örneğin panele katılan bir Katolik piskoposunun ‘Tanrı’nın Haiti depreminin vuku bulmasına kasten müsaade etmiştir...!’ mealinde yorum yapması benim mantığıma ters düşmektedir. Ayni tarzda bir Müslüman’ın da Tanrı’nın bu afeti ‘insanlığa belki de ders olması için yarattığını...!’ söylemesi bana göre ‘Bağışlayan...’ ifadesi ile tezat teşkil etmektedir.
Rahmetli anneciğim ve beş evladı ile gelinleri ve torunları bir tatil gününde Limasol’daki evimde öğle yemeğine oturmuştuk. Annem din hususunda cahil birisi idi ama Tanrı’nın varlığına inançlıydı. Konuştuğu konu içinde ‘Allah büyüktür’ diye bir veciz koymuştu. Ben ‘Ne Allah’ı be ana nerededir ki O?’ diye takıldım. Canı sıkılan annem ‘Sus be kafir Allah yakacak seni böyle inkarcı olursan...’ diye azarladı beni... Tam da böyle bir ifadeyi bekliyordum ki; ‘Ana bu senin bahsettiğin Allah eğer her şeye muktedir ise benim gibi zavallı kulunu niye yaksın, varlığını bir başka yöntemle ispat etsin bana’ diye konuyu zora sürdüm. Tam bu arada kapının önünde duran ve on gün kadar kullanmadığım çok eski bir VW kaplumbağa arabamın inip kalkan yön gösterme aletinden bir duman çıktığını gördüm. ‘Aman benim araba durup dururken yanıyor’ diye dışarı fırladım ama yanına gidene kadar duman kayboldu gitti!
Geri odaya dönünce anam aldı eline sazı ve ‘Gör işte Allah’ın varlığının ispatını’ mahiyetinde söylendi durdu...! O gün bu gündür ben bir gücün varlığına inanıyorum ama dinin vecibelerine uydurma ve mantık dışı birçok yorumlardan dolayı riayet etmiyorum. Tabii ki inançlar kişiye özeldir ve benimki Tanrı’nın varlığına olan bir kabul fakat ucubeleri reddeden bir mahiyet taşımaktadır.
Noksanlıklar mükemmeliyetin değerini bilmemiz için Tanrı tarafından özel olarak yaratılmış söylemleri çok işitmişimdir. Kötülük edenlerin cezalandırıldığına, hem de bu dünyada, şahit olmuş birisiyim. Anlatmak istesem sayfalarda yer yoktur. Fakat dünyanın bir çok yerinde oluşan afetlerin kullarını cezalandırmak veya örnek yaratmak için Tanrı’nın kasten yarattığını mantığım kabul etmez. O gücün masumlara şahit olduğumuz mezalimi hazırlayacağını öne sürenler belki de kafirin ta kendileridir.
