Gelişen Türk-Rus İlişkileri ve Batı
17. Yüzyıldanberi birbirine rakip olan ve savaşan iki ulusun son senelerde karşılıklı ekonomik çıkarları doğrultusunda barışçıl yaklaşımlar göstermeleri, ve birçok alanda işbirliği arayışında olmaları, iki ulusun da yararına olacak girişimlerdir. Bu akılcı yaklaşımlar, ve siyasî iradenin ortaya konulması, mevcut yöneticilerin ileri görüşlülüğü ile mümkün olan bir gelişmedir.
Sovyet devlet anlayışının merkezi olan KGB okulunda yetiş(tiril)miş Putin, bugün, açık pazar ekonomisinin tüm araç ve gereçlerini iyi kullanıyor. Kapitalist dünyanın zayıf taraflarını çok iyi bildiği gibi, Rusya Federasyonu’nun zayıf ve kuvvetli taraflarını da iyi değerlendiren, bir devlet adamı, bir stratejist olarak görev yapıyor. Putin, Rusya’yı ağır ve hantal Sovyet ekonomik sisteminden çıkartan ve serbest piyasa ekonomisini uygulayan bir lider olarak tanımlanabilir. Putin’in olaylara realist açıdan bakıp, yeni stratejiler geliştirmesi, örneğin doğal gazın stratejik önemini keşfederek, bu konuda gaz tekelini ele geçirmesi, ve Avrupa ülkelerini (ki buna Türkiye de dahildir;) doğal gaz konusunda Rusya’ya bağımlı hale getirmesi, onun başarıya ulaşmış en büyük projesidir.
18. Yüzyıldanberi ‘sıcak sulara’ erişmek isteyen Ruslar, karşılarında daima Türkleri buldular, ve bu engeli aşamadılar. ‘Rakibini yenemiyorsan, onunla işbirliği yap!’prensibi ekonominin altın kaidelerinden biridir. Ve bugün, Türkiye ve Rusya bunu uygulamaya koymuşlardır. Bu akılcı işbirliği yaklaşımı iki ulusa da çeşitli faydalar sağlamış, ve de sağlamaya devam edecektir. Türkiye, stratejik konumu itibariyle ve Batı’nın çıkarları da bunu gerektirdiği için bugün bir ‘enerji koridoru’haline geldi. Rusya’nın bunu tek başına engelliyecek gücü yok; veya engelle(yebil)se bile bunun, herkesten çok kendi zararına olacağını biliyor. Türkiye’nin son senelerde
önerdiği Karadeniz Ekonomik İşbirliği Projesi (KEİP), Kafkas İşbirliği ve İstikrar Paktı (KİİP)’da işbirliği, Türkiye’nin Karadeniz’e yabancı savaş gemilerinin girmesini önlemesi; Irak’ın toprak bütünlüğü, İsrail-Filistin meselesi, ve İran konularında görüş yakınlığı göstermesi, 2003’de ve Ağustos 2008 Gürcü-Rus Savaşı’nda ABD’den bağımsız hareket etmesi, ilişkilerin gelişmesine yardımcı olmuştur.
Son Putin-Erdoğan görüşmesinde 38 milyar dolar olan ticaret hacminin 100 milyar dolar seviyelerine çıkartılması, Rus petrolünün Samsun-Ceyhan boru hattıyla Akdenize indirilmesi, ve dünya pazarlarına sunulması, Güney Akım Projesi’ne Türkiye’nin katkıları, rafineri ve nükleer santraller kurulması, gibi uzun vadeli, ve geniş kapsamlı projelerin dile getirilmesi, ve anlaşmaların imzalanması, iki ülke arasında vizelerin kaldırılmasının görüşülmesi, üst düzey resmî ziyaretlerin artması, ve sene başında yapılması plânlanan Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’in Türkiye ziyareti bu işbirliğinin boyutlarını açıkca ortaya koyuyor.
Rusya’yla nereye kadar?
Rusya’yla ekonomik ilişkilerin gelişme göstermesine karşın siyasî çıkar konularının karıştırılmaması, ve bu konularda çok iyimser bir havaya girilmemesi gerekir. Rusya, öteden beri ‘Ortodoks Birliğini’n liderliği için gayret gösteriyor. Bu bakımdan, Ermenistan-Azerbaycan uyuşmazlığında, Kıbrıs konusunda Türk tezlerini desteklemesi beklenmemelidir.
Rusya, Türkiye ve Batı
Enerji konusunda Rusya’nın tekelinden kurtulmak, ve Rusya’nın bu stratejik üstünlüğünü kırmak isteyen Batı, Türkiye’nin enerji koridoru olması konusunu destekliyor. Fakat, Türkiye’yi en büyük rakip ve kendilerine risk olarak gören Fransa, Almanya, Hollanda ve bu ülkelerin dümen suyunda giden Avusturya ve Yunan-Rum ikilisi Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB’ye) girmesine de karşı çıkıyorlar. Fakat, realist açıdan bakılırsa Türkiye’nin AB’ye ihtiyacı olduğu kadar, AB’nin de Türkiye’ye ihtiyacı var. İhtiyar Avrupa birgün, Türkiye’ye kendisi gel diyecektir.
