Avatar filmi hakkında
Sizlerle bu hafta sevgili dostum hukuk danışmanı Aynur Gökyıldız ile gittiğimiz film olan Avatar filmi hakkında düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. James Cameron’un son filmi Avatar’ın İngiltere’de gişe rekorları kırdığını gazetelerden okumuştum ve ayrıca hakkında çıkan pekçok yazıdan etkilenmiştim. Sevgili dostum Aynur Hanım ile filmi merakla izlemeye gittik. Aslında hepimizin hayatı bir film değil mi? Başrol oyuncuları bizler, yanımızdakiler ise, zamanı paylaştığımız, beraber olduğumuz kişiler. Büyük bir merak ve hayranlıkla filmi izledik ve bizlere düşündürdüklerini paylaştık.
Filmde muhteşem güzellikte bir gezegen yaratılmış, öyle ki, tüm canlı varlıklar, hayvan, bitki ve insan şeklindeki varlıkların hepsi tam bir uyum içinde yaşamakta. Mükemmel bir uyum ve birliktelik içindeki tüm varlıklar bu sevgi dolu ortamda yaşarken karşılaştıkları zorluklar karşısında tek vücut oluyorlar. Aslında filmin büyüsünü kelimelerle anlatmak oldukça zor, bu deneyimi yaşamak gerekli. Avatar filminde geçen ‘enerji’ ve ‘sevgi’ kavramı üzerinde sizinle düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
Filmin içindeki uyum hakkında ‘enerji’ kelimesi pek sık kullanılıyor. Zaten bizler her zaman bu noktanın önemi üzerinde durmamışmıydık? Enerji ile var olan ve enerjinin ve düşüncenin gücü ile bir dünya yaratmıyor muyuz? Bakın yazısında Yaşam Koçu Rüya Yüksel ne güzel bahsetmiş...
“Bizler enerji varlıklarıyız ve düşüncelerimizde enerjilerden oluşmakta. Enerjinin manyetik bir alanı vardır ve bu alan çekim yasasına tabidir. Düşüncelerimiz, arzu ve isteklerimiz birer enerji olarak ifade bulduğunda bir de çekim alanı oluşturmakta ve yaşadığımız deneyimler çekim yasası gereği ihtiyaçlarımıza karşılık olarak oluşmakta. Evrende her şey içeriksiz olarak var olmakta. Ne düşündüğümüz ve ne istediğimizle ve onların gerçekleşmesiyle ilgili bir karar mekanizması bulunmamakta ve her şey otomatik olarak gerçekleşmekte. Yani bizim dışımızda bizim için oluşturulan bir sistem yok. Sistemi bizler düşünce istek ve arzularımızla kendimiz oluşturmaktayız. Durum böyle ise ne düşündüğümüz ve ne istediğimiz çok önem kazanıyor. Her şey içeriksiz gerçekleşiyorsa, o halde acı deneyimi ile alakalı korku ve endişe duygularını içimizde barındırmamız ve onları ifade etmemiz bir anlamda onlarla ilgili bir deneyimi yaşayacağımız anlamına gelmektedir. Halk arasında kullanılan “ Korktuğumuz başımıza gelir ” gibi deyimler de bu durumu desteklemektedir. Bir anlamda biz düşüncelerimizle dünyayı oluşturmaktayız.
Bu bakış açısıyla baktığımızda başımıza gelen olayların aslında sorumlusunun kendimiz olduğu gerçeği apaçık ortadadır. Yani ne düşünüyorsak, ne hissediyorsak o bizim ihtiyaç ve arzularımız olmakta ve biz onları talep ettiğimiz müddetçe de gerçek olmaktadır. Deneyimimizin iyisi ya da kötüsü yoktur. Evrende her şey içeriksiz çalışmaktaysa oluşumda iyi ya da kötü, güzel ya da çirkin, acı veya mutluluk kavramları kavram olarak bir şey ifade etmemektedir. Ne düşünürsek, ne arzu edersek o gerçekleşmektedir.”
Enerjinin önemini, içsel farkındalığımızın ve düşüncelerimizin berraklığının ve saydamlığının önemini bu yüzden sürekli olarak vurguluyorum. Bizler hayatımızı kendi enerjimizle oluşturduğumuzu hiç unutmamalıyız.
İşte Avatar filminde de sevgi enerjisi ile dolu bir çift varlık kendi yaratımlarını bu şeklide oluşturuyorlar. Bu filmi keyifle ve sevgiyle izlemeninizi tavsiye ediyorum.
Huzurlu bir hafta diliyorum...
