Avrupa Birliği’nin kimliğine nasıl bakıyoruz?
Avrupa Birliği’nin kimliği özellikle Türkiye’nin tam üyeliği konusu söz konusu olduğunda hem Türkiye hem de AB kamuoyunda, medya ve siyaset çevrelerinde daha sık tartışılmaya başlandı. Özellikle Fransa’nın sık sık gündeme getirdiği ve diğer AB ülkelerinde de bazı çevrelerce desteklenen görüşler AB kimliğini kültürel bir boyuta indirgemeye başlamıştır. AB kimliği farklı biçimlerde tanımlanmaktadır ancak Hollanda’da yaptığımız bir araştırmaya katılan Türk sivil toplum kuruluşlarının çoğu AB’ni kültürel değerlere bağlı olarak tanımlamamaktadır. Yüz sivil kuruluştan yüzde 79,6 gibi yüksek bir oranı AB’ni siyasi ve ekonomik bir birlik olarak tanımakta, bu birliğe dini veya kültürel bir kimlik biçmemektedir.
AB’nin kültürel kimliğine yapılan vurgu Türkler arasında da yankı bulmaktadır. Ancak Türkiye’nin üyeliğine dini ve kültürel nedenlerden dolayı karşı çıkılması kabul edilmemektedir. Konuyla ilgili tartışmalar, raporlar ve konferanslar yakından takip edilmektedir. Örneğin 25 yıldır bu ülkede yaşayan Hollandalı bir Türk bu konudaki görüşlerini şu şekilde dile getirmiştir:
“Genelde Sosyal Demokratlar Türkiye AB’ye girsin derken, Hıristiyan demokratlar girmesin diyor. Çünkü Türkiye Hıristiyan ülkesi olmadığı için girmesin diyorlar. Biz de bunun tamamen karşısındayız çünkü AB bir dinsel kurum değildir. Bu birlik hem ekonomik hem de hümanist bir kurumdur. Demokratiktir. Türkiye eğer Gümrük Birliği’ne girmişse, 50 senedir NATO’da ise ve demokratik bir ülke olduğunu kesinlikle ispat etmişse AB’ye alınmaması için hiçbir sebep yok.”
AB’yi tek boyutlu bir kimlikle algılamak ve tanımlamak bir hayli zor görünmektedir. AB kimliği konusunda henüz bir konsensüs oluşmamıştır. AB’yi kültürel referanslarla tanımlayan ve popüler konuşmalarda sık sık kullanıldığı gibi AB’nin Hıristiyan bir birlik olduğunu düşünenlerin oranı ise yüzde 11,1 olarak görülmektedir. Bunun dışında araştırmaya katılan kuruluşların bir kısmı (yüzde 5,6) AB’yi askeri ve güvenlik amaçlı bir birlik olarak, yüzde 1,9’u ise yeni bir sömürge gücü olarak tanımlamaktadır.
AB kimliğinin tam olarak ne olduğu, kültürel unsurları ne kadar içerdiği, dini boyutlarının ne olduğu ve bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin bu birlikte yerinin olup olmadığı AB ülkelerinde hala canlı bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Ancak AB ülkelerinde bazı çevreler bu birliğin kültürel kökenlerini ve unsurlarını başlıca tanımlayıcı kimlik olarak kabul etse bile Hollanda Türk sivil kuruluşlarının çoğu bunun aksini düşünmekte ve AB’ni siyasi ve ekonomik bir birlik olarak görmektedir. Örneğin bir sivil toplum kuruluşu yetkilisi AB’nin kimliği konusunda aşağıdaki görüşleri savunmuştur:
“AB bize göre demokratik değerler topluluğudur. Tabii her toplumda olduğu gibi bu toplumda da kendi ideolojik düşüncesini, kendi değer yargılarını oraya taşımak isteyen politik gruplar var. Ama biz Sosyal Demokratlar olarak AB’yi demokratik değerler topluluğu olarak tanımlıyoruz. Bizim gibi düşünmeyen insanlara da bunu bu şekilde anlatmaya çalışıyoruz. Avrupa’da Hıristiyan Demokratlar AB’yi zaman zaman dini anlamda tanımlıyorlar ama Avrupa’da Avrupalı sosyalistler, sosyal demokratlar, bu birliği demokratik değerler topluluğu olarak tanımlıyor, bir Hollanda-Türk sivil toplum kuruluşu olarak biz de öyle tanımlıyoruz.”
Türkiye’nin tam üyeliğine karşı çıkanlar sadece ülke nüfusunun ve işsizlik oranın yüksekliğini değil zaman zaman da Türk halkının büyük bir çoğunluğunun müslüman oluşunu ve bunun AB’nin kültürel normları ile çeliştiğini iddia etmektedir. Bazı AB ülkelerinde yapılan kamuoyu araştırmalarında da Türkiye nüfusunun ağırlıklı olarak müslüman oluşunun üyelik açısından engel olabileceğini gösteren bulgulara rastlanmaktadır. Araştırmaya katılan Hollanda Türk sivil toplum kuruluşları da genelde bu eğilimi gördüklerini ifade etmektedir. Sonuç olarak Türklere göre AB kimliği bizi dışlamamalıdır. Türkiye’yi dininden ve dilinden dolayı yabancı olarak görmemelidir.
