Nal toplamak..!
Demokrasiyi meydanlarda medeniyet kapsamında sunarak inananların oyları ile getirildikleri koltukta devlet işlerini tümü ile anti-demokratik uygulamalara indirgeyen kaç dünya ülkesi tanıyorsunuz diye sorulsa şüphesiz biz Türkleri dışarıda bırakmayı düşünmezsiniz herhalde. Parti egemenliğinden terfi ederek bir ulusu yönetmeye geçmek demokrasi olgunluğu olmayan ülkelerde kolay bir iş değildir. Bizimkilerin devlet yönetiminde sergiledikleri davranışlar omuzladıkları mesuliyet kavramını kuralsız ‘Arabesk’ günlüğüne dönüştürdükleri görülmektedir. Devlet yönetimi kurallarını parti yönetimi anlayışına uygulayarak yandaşı kayırırken tarafsızı yada karşı görüşlüyü dışlamak geri kalmışlığın itiraz kabul etmeyen doğrularıdır. Yükümlü oldukları devlet yönetimini yandaş ve akraba ile dostun refahına amade kılarken karşı görüşlüyü veya tarafsızı dışlamak ‘Dikta’ rejimi kurmanın kafa yapısını taşır.
‘Biz niye böyleyiz?’ diye sorarsınız kendi kendinize mutlaka...! Hiç mi bu işi başaranların nasıl yaptıkları merakımızı kurcalamaz? Hep ‘Batı’ demokrasilerini ağzımızda sakız yaparız da bu adamların bu işleri nasıl yürüttükleri ilgimizi uyarmaz mı? Örneğin yönetim değişiminde ‘Batı’nın nasıl hareket ettiği ve devlet yönetiminde başarı ile götürdükleri ‘devamlılık’ hususunun bizim insanımızın da faydasına olacağı merakımız olmaz mı?. Ama bizler işleri ‘Öyle geldi öyle gitsin’ anlayışına teslim ederek particilik kafamızı devlet yönetimine taşırız her defasında...! Ve daha yönetimin kapısından içeri atar atmaz adımımızı başlarız ‘Taraf’lılık yöntemlerimize. Devletin bütün kurumlarındaki kadroları partizan davranışlarla eleyerek geçici olanları işten atar olmayanları da kızağa çekeriz. İşten atılanların çoluk çocuğuna ekmek parasını nasıl kazanacağı iflas etmiş vicdanımızı meşgul etmez sonrası!
İdeal olması gereken devlet yönetimi iktidar olduktan sonra zamanın ulusal meselelere odaklanmasıdır. Bizimkilerin Parlamento Grup toplantılarında attığı nutuklara harcanan zaman insanlarımızın yığılmış dertlerine ne kadar çözüm getirdiği analiz edilmesi gereken bir husustur bana göre... Onun ötesinde meclisin kişisel tercihlerle uğraştırılması iftihar edilecek bir realite olamaz. Tepede sergilenen beceri ve saygı noksanlığının tabana da yansıdığını göremeyenlerin süregelen çürümüşlüğü halledebilecekleri hayalden öteye geçmemektedir. Bir ulusun beklentisi tabii ki parlamentodaki küfür ve yumruklaşma ile bağlantılı olmayan asli değerler taşımaktadır.
‘Anası gibi Danası da...’ sözünü çok duyarsınız Kıbrıs’ta. İngilizlerin de buna benzer bir deyimi vardır: “like father like son” derler İngilizler. Türklerin deyimi ‘Yavru Vatan’ın ‘Ana Vatan’dan öğrendikleridir. Türkiye hükümetlerinin devlet yönetimindeki uygulamaları Kıbrıs Türk’ünün idare acemiliği yüzünden tamamı ile sahneye alınmış ve bunca yıldır artıların yanındaki eksiler göze battığı halde uygulamadan atılma cesareti gösterilmemektedir. ‘Ana’da sürdürülen ‘Minus’ların gündemde tutulma ısrarının ‘bir hikmeti var’ olduğu hesabındayız herhalde ...! Oralarda ‘kayırmacılık’ varsa bizde de olsun...! Oralarda kişilere göre iş yaratılıyorsa bizde de mahzuru yok...! Oralarda Anayasa çiğneniyorsa... Oralarda... (her şeyi sayacak değiliz ya) gelişigüzellik moda haline getirilmişse... Varsın bizde de olsun...! Araştırma yapılmadan Yasa çıkarılıyorsa ‘bizim araştırma yapmamız fuzulidir’ anlayışı sürüp gitmektedir.
Devlet yönetimi ‘Arabesk’ müziği gibi günlük atraksiyonlara indirgendiği zaman hedeflendiği söylenen veya parti programlarında yayın gören projeler bir türlü gün göremez. Biz galiba hep böyle işlerle uğraşıyoruz ki ilerleyen ülkelerin arkasında nal toplamaktayız...! Gelişmeyi tasarlamayan hükümetler oluşturduğumuz müddet hep nal toplamaya mahkum kalacağız anlaşılan...!
