10 Eylül 2010, Cuma

Galatasaray Balosu izlenimleri

Özden BAYRAKTAR
ozdenb@yahoo.com

Geçen hafta sonu katıldığım Galatasaraylılar Derneğini UK Balosunada  pek çok düşünce ve izlenim edindim  ve  bunları sizlerle paylaşmak istıyorum. Son derece nezih ve şık davetliler, çok özenle hazırlanmış bir ortamda bulunmanın çoşkusu içindeydiler.

Galatasaray Derneği çatısı altında buluşan davetliler geceyi neşe ve mutluluk içinde geçirdiler. Elbette ben de bir psikolog olarak doğal gözlemlerimi yapmış oldum. Öncelikle ilk olarak gözüme çarpan 16 ay kadar kısa bir süre önce kurulan bir derneğin başarısı oldu. Böylesine büyük ve başarılı bir organizasyonun hazırlanması ve hayata geçirilmesi elbette ki tam bir başarı öyküsü niteliğinde idi. İsteyerek, çoşku ve inançla belirlenen her hedef işte böylesine göz kamaştırıcı  bir şekilde hayat bulabiliyor.  Bu anlamda bu kadar kısa sürede  böylesine güzel bir organizasyonu gerçekleştiren Galatasaray  Klubü Yönetim Kurulu Üyelerini candan tebrik ediyor ve kutluyorum.

İşte gözlemlerimi bu anlamda yaparken, başka noktalar da dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, Galatasaray Takımının Sembolü idi. Bir sembol çevresinde toplanan kişilerin birlikteliği idi. Bizler, göçmen olarak yaşadığımız bu toplumda sadece ‘bir sembol’ için toplanmış görünüyorduk. Ama sizce esas toplanma amacımız sadece bu başarılı takımın sembolik olarak varlığımıydı?

Elbette hayır, bizler ‘ait olmanın’ mutluluğunu, huzurunu ve güvenliğini yaşadık hep beraber o gece. Tanıdık yüzlerle çevrili olmanın rahatlığı, kendimizi emniyette ve huzurlu hissetmemizi sağlamadı mı sizce? Masalar çevresinde dolaşan sıcacık yüzler, tanıdıkları görmenin verdiği neşe ve coşku, evrensel ifade biçimi olan müzik ile birleşince bizleri adeta kendi ülkemize  götürdü! Galatasaray takımını tutmayanlar bile Cimbomluydu o gece!

 Psikoloji ile ilgilenen pekçok kişinin bildiği psikolog Maslow’un ‘temel ihtiyaçlar’ hiyerarşisınde ‘ait olmak’ duygusu temel duygu olarak önemli bir yer tutar. Bu olgu bizler için daha da önemli bir hale gelmekte, çünkü bizler göçmenlik duyguları ile çevrelenen bireyleriz öyle değil mi?

‘Ait olmak’ duygusu idi işte bizleri bir araya getiren o gece! Özellikle önergenlik döneminde başlayan, ailenin ikinci plana atılması ve okul grubuna ait olmak isteyen ergen veya genç,  ‘ bir gruba, bir yere ait olmak’ ve burada emniyette olduğunu hissetmek ister. Bu kavram elbette aile ile başlar ve hayat boyu devam eder. Biz yetişkinler dahi hayatımızın her anında bir gruba ait olarak kendimizi iyi hissetmek istemez miyiz?

Balo başlangıcında konuştuğum birkaç  konuk,  psikolog olduğumu duyunca  bana birtakım sorular yönelttiler. Bu sorular enteresan bir şekilde ‘ depresyon, stres ve mutsuzluk’ üzerine idi. Günümüzde  İngiltere’de, NHS in araştırmasına göre, her 4 kişiden 1 inin depresyonda olduğu düşünülecek olursa, bu sohbetlerin içeriği hakkında hiç de şaşırmadığımı ifade etmeliyim.

İşte sosyalleşmek ve bir hedef uğruna çaba sarf etmek depresyon ve veya endişe bozukluklarının tedavisinde çok önemli bir yer tutmaktadır. Bizler hepimiz ister balo, ister çay partisi, ister kahve sohbetleri olsun, tüm bunların ışığı altında beraberce olup, sosyalleşmeliyiz. Bir de bu topluca görüşmelere ‘hedef koyarak’ katılırsak, bakın o zaman mutsuzluğumuz veya can sıkıntımız nasıl geçiyor!

Hepimize neşeli ve kalabalık günler diliyorum!

Bu makale toplam 280 kez okunmuştur.
Makale tarihi: 2010-02-22 00:12:42

Powered by DesignXUk
© Copyright 2005-2010 Haber Newspaper All rights reserved.
Haber Newspaper RSS Feeds