Avrupa’nın hasta adamı: Yunanistan
Geçtiğimiz haftaya, ekonomisi çok zor durumda olan Yunanistan’ı ve Avrupa Birliği(AB)’nin para birimi olan Euro’yu kurtarma çalışmaları damgasını vurdu. AB, 16 ülkenin desteğinde bulunan Avrupa Bölgesi (Eurozone) para biriminin dolar karşısında hızla değer kaybetmesi, ve Eurozone’a dahil ülkelerden İspanya, Portekiz, İrlanda ve hattâ İtalya’nın ekonomik durumlarının (Yunanistan kadar kötü olmamakla beraber,) dış etkiler karşısında çok hassas oldukları; ve eğer Yunanistan’ın durumuna bir çare bulun(a)mazsa, onların da etkileneceği, meydana gelecek ekonomik çöküntülerin AB’nin dağılmasına kadar gidebileceği yorumlarını beraberinde getirdi.
Şu anda Yunanistan’ın açığı (yani, toplam borcun gayri safi yurtiçi hasılasına (GDP)’ye göre fazlası) yüzde 12.7. Bu rakam, Eurozone’na dahil ekonomilerde müsade edilen açığın dört katından fazla. Yunanistan’ın borçları toplamı Ocak 2010 itibariyle 298 milyar Euro (419 milyar dolar veya £268 milyar pound). AB normlarına göre ekonomisini düzeltebilmesi için, borçlarını 2010’da en az yüzde 4 kadar, yâni 12 milyar Euro azaltması gerekiyor. Halbuki 2010’da Yunanistan’ın ekonomisini yeniden rayına oturtabilmesi için 59 milyar dolar dış yardıma ihtiyacı var. Bu da borç yükünü daha fazla artırma manâsına geliyor. Dünya piyasalarında yıkıcı bir tesir bırakmamak için AB’den resmen borç istemeyen Yunanistan, AB’nin bir kurtarma paketi hazırlayacağını tahmin ediyordu. Ve âdeta ‘ben istemiyorum ama siz yan cebime koyun’ demek istemişti. Fakat, beklenen olmadı; ve AB, sadece siyasî destek sözü verdi. Çünkü, diğer ülkelerin de aynı duruma düşmesi halinde Eurozone çökebilirdi.
Bu durumda Yunanistan, kendi gemisini kurtarmak için birçok önlem ve tasarruf paketleri hazırlayacaktır. Fakat, rahat yaşamaya ve lüks harcamaya alışmış olan Yunanlılar buna tepki gösterecek ve reformlara karşı direneceklerdir. Bu da zayıf olan ekonomiyi daha da zayıflıyacak, ve iflasın eşiğine getirecektir. Daha şimdiden AB’yi suçlayan Başbakan George Papandreou, belki de Yunanistan’ı Eurozone’nun dışına çıkartmaya çalışacaktır.
2009 Yılı itibariyle, diğer ülkelerin borçluluk durumları da Yunanistan’dan daha az değil. Örneğin, IMF verilerine göre: Yunanistan’da toplam borcun gayri safi yurtiçi hasılasına (GDP)’ye oranı (yüzde)%179 iken, bu oran Belçika’da %219; İrlanda’da %222; İtalya’da %194; Hollanda’da %234; Portekiz’de %197; ve İspanya’da %207’dir. Yunanistan ile bu ülkelerin yegâne farkı, Yunanlıların az çalışıp çok harcamaları, lüks mallar ithal etmeleri ve fakat buna karşın %26 olan AB ortalamasının çok altında sadece %20 vergi vermeleri olarak gösteriliyor.
Yunanistan ekonomisinin çökmesi demek, diğer zor durumdaki AB ülkelerinin de birer birer aynı duruma düşmeleri anlamına geldiği için, ve Eurozone’a dahil ülkelerin ekonomik faaliyetleri zincirleme olarak etkileneceği için, başta Almanya ve Fransa’nın ve (ekonomisi pek parlak olmıyan) İngiltere’nin duruma müdahale etmeleri beklenebilir.
Türkiye açısından bakılırsa, ticaretinin büyük bir kısmını AB ülkeleriyle yapan Türkiye’nin (başka pazarlar bulamadığı taktirde) bu durumdan oldukça etkileneceği, 2010’da ihracatın yavaşlaması; ve ithalatı kısamadığı taktirde cari açığın büyüyeceği anlamına geleceği şimdiden söylenebilir.
Batı ekonomilerinin zor durumda olmaları, çıkış yolları arayan Batılıların dünyanın belirli yerlerinde karışıklıklar ve yeni savaşlar çıkararak (örneğin İran’a saldırarak), bundan faydalanmaya çalışacakları beklenen olasılıklar arasında sayılabilir.
